Belgeler
Görsel Malzeme
  Haberler
  Basın Odası
  Destekçiler
  Bağlantılar
GENEL BİLGİLER
EN Nedir?
EN Ne Yapar?
Siz Ne Yapabilirsiniz?
EN Belgeler
EN Haberler
EN ve Türkiye
EN İstanbul 2010
 
Anasayfa
Site Haritası
İletişim
English
           
SİYASİ PARTİLER “KÜLTÜR MİRASI VE KENTSEL GELİŞME” Yİ TARTIŞTI

Avrupa Kültürel Miras Kurumu EUROPA NOSTRA’nın Türkiye temsilcisi Bizim Avrupa Derneği, 9 Mayıs AVRUPA GÜNÜ’nde, siyasi partilerin kültür politikaları bağlamında “Kültür Mirası ve Kentsel Gelişme” başlıklı bir panel düzenledi.

Bizim Avrupa Derneği-EUROPA NOSTRA  Türkiye,  Yönetim Kurulu üyesi Vecdi Sayar’ın yönettiği panele, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde  grubu bulunan üç siyasi partinin İstanbul milletvekili adayları AKP’den AB eski Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Bozkır ve İstanbul milletvekili, AKP Genel Sekreteri İdris Güllüce, CHP’den Prof. Dr. Binnaz Toprak, MHP’den  Şehir Plancıları Odası İstanbul şubesi eski Başkanı Ahmet Turgut konuşmacı olarak katıldılar. Prof. Doğan Kuban ve Prof. Dr. Zekai Görgülü’ise milletvekili adaylarının açıklamalarında sonra birer değerlendirme konuşması yaparak siyaset, bilim ve kültür mirası ilişkisinin güncel durumu üzerinde yorum ve tavsiyelerde bulundular.

Panelin açılış konuşması,  Bizim Avrupa Derneği-EUROPA NOSTRA Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nuran Zeren Gülersoy tarafından yapıldı. 9 Mayıs, Avrupa Günü’ne değinen Gülersoy Europa Nostra’nın kuruluş amacından ve hedeflerinden bahsetti.

Bizim Avrupa-Europa Nostra Türkiye’nin  kuruluş çalışmalarını anlatarak, derneğin kültür mirasının korunması konusunda geliştirmek istediği yapıcı ve katılımcı yaklaşımı vurgulayan Gülersoy, bu konuda salonda bulunan konukların da desteğini isteyerek, onlara Bizim Avrupa-Europa Nostra Türkiye’ye  katılmaları ve kültür mirasımızın korunması konusunda destek vermeleri  için bir çağrıda bulundu.

 

Kültür mirası ve kentsel gelişme ilişkisini;  “TBMM’de alınan kararlarla, kabul edilen ya da edilmeyen kanun tasarılarıyla, onaylanan yada değiştirilen bütçelerle, meclis soruşturmaları, incelemeleri, komisyon çalışmaları, milletvekillerinin verdiği soru önergeleri ve yaptığı konuşmalarla belirleniyor. Bu konuda, plancılardan mimarlardan yada koruma konusunda uzmanlardan daha çok, politikacılar, milletvekilleri yönlendirici oluyor. Bu nedenle biz, yeni kurulan bir sivil toplum kuruluşu olarak, alınan kararların ardından protestolarda bulunmak yerine önceden bağlantılar kurarak, derdimiz daha önceden anlatmaya çalışarak, belki daha etkili bir yol izleyebiliriz diye düşündük. O nedenle bugün çok sayın milletvekili adaylarımızı daha sonra yapılacak çalışmalarda belki birlikte çalışma umuduyla buraya davet ettik koruma ve kentsel gelişme konusunda” sözleriyle ifade eden Gülersoy, toplantının amacının bu konularda farkındalık yaratmak olduğunu söyledi.

 

Açılış konuşmasının ardından panel yöneticisi Vecdi Sayar, 9 Mayıs’ın Avrupa Günü olması nedeniyle ilk sözü AKP milletvekili adayı Büyükelçi Volkan Bozkır’ a bıraktı. Kültürel mirasın AB boyutuna dikkat çeken Bozkır, Jean Monnet’in “eğer Avrupa’nın inşasına yeniden başlayacak olsaydım bunu ekonomik değil kültürel işbirliği ile yapardım” sözlerini anımsattı. AB’nin hem üye ülkeler hem de aday ülkeler içinde yerelliklerin korunduğu kültürel bütünleşme ve ortak miras kavramlarına verdiği öneme dikkat çeken Bozkır, bu çerçevede AB’nin yürüttüğü projelerle ilgili bilgileri katılımcılarla paylaştı.

 

Türkiye’de kültür mirası konusunda AB’nin ve UNESCO’nun temel ilkelerinin gözetildiğine vurgu yapan AKP milletvekili adayı son dönemlerde kültür mirasının korunması konusunda Türkiye’de bilinç düzeyinde bir artış olduğundan bahsetti. 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlik ve projelerinde kültür mirası meselesinin özel bir önceliği olduğunu, bu çerçevede birçok tarihi yapının restorasyon çalışmalarının gündeme alındığını belirtti.

 

Bozkır’ın ardından sözü başka bir AKP İstanbul milletvekili adayı İdris Güllüce aldı.  Kültürel mirasın kaybolmasında etkin olan çarpık kentleşme sorununa dikkat çekerek, AKP’nin seçim beyannamesinde kültür alanın genişliğine vurgu yaptı. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren “seçkin kesim” mensuplarının Anadolu halkını kendi kültürüne yabancılaştırmak için, “mahalle baskısı” kurduğunu ifade eden Güllüce, bu nedenle birçok kültür miras eserin yok olduğunu ve günümüze ulaşamadığını paylaştı.

 

Seçkin kesim baskısı olarak tanımladığı kavramın insanların geleneklerini yaşatmalarına engel olduğunu, bu nedenle çarpık kentleşmenin ortaya çıktığını savunan AKP milletvekili adayı, örnek olarak ahşap mirasını tamamen kaybetmekle yüz yüze olan Şile köylerini verdi. Ancak yavaş yavaş Anadolu köylüsünün kültürel mirasını fark ettiğine vurgu yapan Güllüce,  parti olarak kültürün temelinde halk olduğuna inandıklarına dikkat çekerek sözlerini bitirdi. 

 

Kültür Mirası ve Kentsel Gelişme paneli, CHP İstanbul milletvekili adayı Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın konuşması ile devam etti. Toprak, AKP milletvekili adaylarının çizdikleri olumlu tablonun aksine, kültürel miras alanında, Türkiye’nin son yaşanan Allianoi’nin sular altında kalması hadisesinden sonra, sınıfta kaldığını belirtti. İstanbul’da ve Anadolu’nun diğer kentlerinde yapılan restorasyon çalışmalarında uzmanlık alanı dışında gelişen uygulamaları eleştiren Toprak;  Sümela Manastırı, Ortaköy Hamamı, İstiklal Caddesi ve Beyoğlu Balık Pazarı gibi mekanları bu kötü uygulamalar örnek olarak işaret etti.

 

Prof. Dr. Binnaz Toprak İstanbul’un soyut ve somut kültür mirasının zenginliklerinden bahsederek, Sulukule’de yapılanın sadece yapıları yıkmak değil, orada yüz yılardır var olan bir kültürün izlerini silmek olduğuna dikkat çekti. Milletvekili olarak görev alması durumunda, kentleşme, kültürel miras ve koruma konularında olumlu yasa tekliflerinin  meclise sunulması, olumsuz yasa tekliflerine itiraz edilmesi, soru önergelerinin hazırlanması ve gündeme alınması konularında ilgili uzmanlık kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte hareket edeceği konusunda söz verdi.

 

AKP milletvekili adayı İdris Güllüce’nin “seçkin kişiler” tanımına da itiraz eden Toprak, sözü edilen seçkinlerin soyut ve somut kültür mirasının korunması konusundaki çabalarının, günümüze kadar korunabilmiş eserler için geçmişte ve şimdi ne kadar önemli olduğunu vurguladı.  AKP döneminde çıkarılan bir yasa ile, yenileme alanlarında yürütülen çalışmaların o alanlarda yaşayan kentlilerin sosyal ve kültürel özelliklerini, ihtiyaçlarını hiçe sayan uygulamalara dönüştüğünü ifade etti.

 

MHP İstanbul milletvekili adayı Ahmet Turgut özellikle İstanbul’da güncel olarak devam etmekte olan olumsuz uygulamaların sorumlusu olarak AKP ve CHP’yi gösterdi. Kişilerin bir siyasi parti bünyesinde görev almaya başladıkları andan itibaren mesleki etik kurallarını bir kenara bırakmalarını sert bir dille eleştiren Turgut, bu kişilerin diplomalarının Taksim Meydanında yakılması gerektiğini düşündüğünü ifade etti.

 

Türkiye’de dengesiz kentleşme olgusuna değinen Turgut, bunun temel nedeninin, 1980’lerden sonra Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’nı ve genel anlamda planlamayı geri plana atan, ülke çapında sanayileşme ve yatırım dengesini gözetmeyen anlayış olduğunu belirtti.

Ahmet Turgut daha sonra, uygulanan proje çalışmalarından örnekler vererek eleştirilerde bulundu. Bunlardan ilki Fener-Balat-Ayvansaray Projesi'ydi. Bu uygulamanın doğru olmadığını, 5366 sayılı kanun ile yapılan uygulamaların tam bir "çadır tiyatrosu" olduğunu söyledi. "Sulukule konusunda belediye başkanına mafya gibi bina yıkıyorsunuz, dedim. Bazı partilere ait meclis üyelerinin Sulukule'den hangi parselleri aldığını da açıklasınlar. Bunun altında kentsel rant yatıyor," diyerek görüşlerini açıkladı. “Çanak-çömlek olarak gündeme gelen Marmaray Projesi için çok çaba sarfettim. Bu projenin halen daha gerçekleşememesinin nedeni iktidardır ve bu gecikmeler nedeni ile bizim paralarımızla firmalara faiz ödeniyor," dedi.Son olarak başa geçen herkesin kente bir simge yapmak istediğini söyleyerek, kendileri başa geçerlerse bu simgeleri tek tek yıkacaklarının sözünü verdi.

 

Bu konuşmaların ardından, ilk olarak Prof. Dr. Zekai Görgülü bir değerlendirme yaptı. “Buradaki değerlendirmemizi partilere eşit mesafede bilim insanları olarak yapacağız, konuşmacılarımız öncelikle bunu bilmelidirler. Konuşmacılarımız kentsel gelişme ve kültürel miras bağlamında bütünsel bir planlama ve koruma anlayışından, planlı ekonomi ve planlı kalkınmadan bahsetmediler” diyen Görgülü hem tüm parti beyannamelerinin, hem de panelde yapılan konuşmaların popülizm baskısı altında olduğuna dikkat çekti.

 

Bütünlükten yoksun ve isteğe göre biçimlenen bir projeci yaklaşıma kayma durumunun bugün en üst düzeye ulaştığını belirten Görgülü, bir kenti toprak rantıyla büyütmenin ve geliştirmenin kesinlikle başarı olmadığını, bu tür bir gelişmenin tıkanmaya mahkum olduğunun artık herkesçe anlaşılması gerektiğini savundu.

 

Türkiye’de son zamanlarda herkesin kendi istediği imar hakkını elde ettiği bir dönem yaşandığına dikkat çeken Görgülü,  Şu an Türkiye'de üç grubun olduğunu ifade ederek bu grupları şu şekilde tanımladı: 1) Sürekli "hayır" deyip de "Acaba yeniliklerden geri kalır mıyız?" diye şüphe duyanlar, 2) Kayıtsız şartsız her şeye hep "evet" diyenler, 3) Eleştirel yaklaşanlar: Daima daha iyiyi bulmak adına arayış içinde olanlar. Görgülü, kendilerinin bu üçüncü grup içinde olduğunu ve herkesin de bu grup içinde olması gerektiğini söyleyerek sözlerini tamamladı.

 

İkinci değerlendirme ise Prof. Doğan Kuban’dan geldi. Öncelikli olarak Europa Nostra’nın Avrupa için hangi misyonla kurulduğunu Avrupa kentlerinde de örnekler veren Kuban, Türkiye’den daha zengin ülkelerin tarihi dokuları korumakta başarılarını katılımcılarla paylaştı. 

 

Kuban İstanbul diye bir kent kalmadı diyerek, kültürel miras alanında gelinen noktanın vahametini gözler önüne serdi.  “Bizim de 1950 senesine kadar Türkiye’de İstanbul duruyordu. Ama biraz değişik karakterde; ahşap, bakımsız, zavallı filan, ama duruyordu. Bu arada 1970 senesinde benden İstanbul’un koruma planı için bir hazırlık istediler. Bizzat belediye söyledi ve ben de oturup İstanbul koruma raporu hazırladım ve aşağı yukarı, işte suriçi Galata, Üsküdar ve Boğaziçi’ni içine alan bir koruma planının esaslarını saptadım. Uzun bir rapor yazdım ve tek tek her sokağın içindeki binaları koydum.

Bugün, ben İstanbulluyum ve o ahşap sokaklarda oturdum çocukluğumda, bugün benim korunsun dediğim Boğaziçi, Galata hariç çünkü kagir, suriçi, Üsküdar yok oldu. Yok! Bir sokak bile yok, bir tek sokak yok. …..Yok oldu İstanbul, İstanbul diye bir şehir yok.  İstanbul var, camiler medreseler. O başka ama halkın yaşadığı gibi bir İstanbul yok”

 

Ülkemizde kültür mirası üzerinden para kazanmaya çalışıldığını gerçekte, kültür mirasının para ile korunması gerektiği ifade eden Kuban sözlerini, kültürel miras alanında siyasilerin particilik yapmadan, uzman görüşlerine önem vermeleri gerektiğini söyleyerek bitirdi.